Mimari Miras ve Toplumsal Bellek
Geçmişin kalıntısı olarak mimarlık bu bağlamda hem belleğe katkıda bulunur hem de onu tetikler. Bergson kendi bellek kuramında geçmişin “beden belleği” ve “hayal belleği” olarak iki farklı türde varlığını koruduğunu belirtir.
“Onsuz [mimarlıksız] yaşayabilir ve ibadet edebiliriz, ancak hatırlayamayız.”
Ruskin, ufuk açıcı kitabı Mimarlığın Yedi Işığı’nda (The Seven Lamps of Architecture) bellek kavramını mimarlığın altıncı ışığı olarak nitelendirir ve belleğin özellikle zamana karşı daha dayanıklı olması amacıyla inşa edilen, anı değerine ve anıtsallığa sahip kamu yapılarında veya konutlarda somutlaştığını belirtir. Geçmişin kalıntısı olarak mimarlık bu bağlamda hem belleğe katkıda bulunur hem de onu tetikler.
Bergson kendi bellek kuramında geçmişin “beden belleği” ve “hayal belleği” olarak iki farklı türde varlığını koruduğunu belirtir. Beden belleği daha çok tekrarlamayla güçlenen bir otomatik hareketliliğe dayanırken; hayal belleği bir kimsenin, zaman-mekânda, kendi ömrü boyunca yaşadığı bütün olayların kaydı olan anı-imgeleriyle güçlenmektedir. Bu anı-imgelerle oluşan hayal bellek anımsama yoluyla oluşturulur ve doğaları gereği bir zaman-mekânsallık içermeleri nedeniyle mimarlıktan veya daha geniş anlamıyla belirli bir zamandaki mekândan bağımsız düşünülemez.
Mekân insan varlığının bir koşuludur. Heidegger, mekânı bir boşluk ve -eylemselliğin veya ferdin muhafazası olan- bağımsız varlık olarak ele alan kartezyen yaklaşımın eleştirisi olarak, kendisi için varoluşun anlamı olan varlığın aslında “dasein” (sözcük anlamıyla orada olmak, dünya-içinde-olmak) olduğunu öne sürer. Heidegger’e göre, daseinontolojik olarak mekânda bulunur ve kendisi bu bulunma halini “dünya içinde oturmak”, yani yer ile yakın ilişki içinde bulunmak olarak tanımlar.
KOLEKTİF BELLEK VE KÜLTÜREL MİRAS KAVRAMLARININ ÇEŞİTLİLİĞİ
İnsanlar daima geçmişle hatırlamanın çeşitli yöntemleriyle ilişki kurmuşlardır. Bireysel veya kolektif bellek bir nesneye, anıta, yapıya ya da yere bağlıdır. Nora’nın terimini kullanırsak, “Bellek mekânları”nın (lieux de mémoire), yani belirli bir tarihsel anın belirli bir yere bağlı ve tarihin devamlı hatırlatıcısı olarak korunan fiziksel izlerinin öncüllerini pek çok eski kültürde görmek mümkündür. Burada antik Roma’nın mitolojik kuruluşunun anılarının bile Romalılar tarafından yeniden kurgulandığını belirmekte yarar var. Nitekim Palatino Tepesi’ndeki, Romulus’un kendi evi olduğu söylenen yapı “daha görkemli görünmesi için üzerine hiçbir şey eklenmeyecek” şekilde korunmuştur.
Bu nedenlerle, bir topluluğun kolektif belleğinin çoğunlukla (fiziksel veya hayali) bir yere veya, diaspora topluluklarında görüldüğü gibi, bir başlangıç yerine bağlı olduğu öne sürülebilir. İnsanların bu yerle performanslar, ritüeller veya gündelik yaşam pratikleri üzerinden kurdukları kendine özgü ilişkiler miras alanlarının devamlı olarak yeniden üretilmesine yol açar.